Perşembe, Şubat 3

ARKABAHÇE'den Yeni Albüm


İstanbul Rock’ın ilk temsilcilerinden; arkabahçe

Indie rock tarzında bağımsız ve farklı denemelerle yoluna devam eden arkabahçe, 2007 yılında son şeklini alarak İstanbul’un tüm müzikal zenginliğini müziklerine yansıttılar. Dört yıllık bir aranın ardından bir buçuk yıl boyunca üzerinde çalıştıkları ikinci albümleri Bu Işık Ne! Seyhan Müzik etiketiyle 2011 yılı başında raflarda yerini aldı.

Ozan Karaca (vokal), Tunç Aksoy (gitar) ve İlker Omcacıoğlu’dan (bas gitar) oluşan arkabahçe, kalıplaşmış müzik tarzına sıkışıp ödün vermektense söylemek istediklerine göre müziğini şekillendiriyor. Dinleyici ile arasındaki sınırı daha da küçülterek, hayal dünyasını, aslında gerçekmişçesine sert ve bir o kadar da içe kapalı bir görüntüyle çiziyor.

On şarkıdan oluşan albümdeki tüm sözleri Ozan Karaca, müzikleri ise arkabahçe hazırladı. Albümün prodüktörlüğünü, mix ve masteringler dahil olmak üzere, Feridun Düzağaç ve Kıraç gibi isimlerle de çalışmış olan Cengiz Köroğlu üstlendi…

Şarkılarında, bir modern zamanlar eleştirisi sunan grup, bunu yaparken, çağın dinamiklerinden kopmayarak cesur ve sürükleyici bir anlatımı kullanıyor. "Bu Işık Ne!" batının akılcılığı ve doğunun spiritüalizminin, bir ölçü içinde birleşebilme savaşı verdiği İstanbul'un hikayesini zengin melodilerle anlatıyor.

Arkabahçe, ikinci albümünün ilk klibini, albümün üçüncü parçası olan "Gözlerinin Ardında” şarkısına çekti. Şarkı, herkesin aşina olduğu bir tür ayrılığı sert ve açık bir üslupla anlatmasına karşın cümlelerini “Çıldırmış bu dünyada, anlatmam artık yeter” diye bitirip, yine de dinleyicinin güvenli bir yerde durabilmesine izin vermiyor. Klipte yer alan çöl ve deniz imgeleri ise, şarkının bir aşk hikayesi kılığına girerek aslında farklı bir özlemi ve çelişkiyi anlattığı hissini pekiştiriyor.


Çarşamba, Ocak 12

GİBİ

Parmak izleriyle dolu kirli bir gözlük camı
Giyilmiş kıyafetler üzerinde olduğu için oturulamayan bir koltuk
Tozu alınmamış bir sehpa
Dokümanları toparlanmayan bir bilgisayar
Hala yerleştirilmemiş koliler
Suyu verilmemiş kasımpatı
Toprağı değiştirilememiş bir kalonche
Yerinden oynatılamamış bir japon palmiyesi
Üzeri örtülemeyen bir yatak
Yerde okunmayı bekleyen gazeteler
Bir kenara atılmış çanta içindeki elma
Cüzdanda bulunan 5 kuruş
Ödenecek krediler
Verilmesi gereken eskimiş kıyafetler
Asılası bir perde süsü
Gözlerinin içine bakan bir sevgili
Dinlenemeyen müzikler
Gerçekleşmesi umutlanan hayaller
Nedensizleşmiş bir insan
Sahiplerinin uyumasına rağmen yanan oda ışıkları
Huylanıp kaşınan bir burun
Sürekli öksürme hissi içinde olan bir gögüs
Sabah kargalarla birlikte uyanması gereken bir beden

Gibi olur bazen insan....

Pazar, Ocak 9

"Hıh İşte Bende Para Kazanacam" Diyen Dizikolikler Haydin Bu Fırsat Kaçmaz!!!


Yemeği ocağa Çocuğu okula bıraktıktan sonra koşun başvuru yapın hanımlar! Dizikolikler! Kendinden geçenler! Reklam arasında diğer kanaldaki diziyi seyredenler! Evde diziler için fazladan televizyon bulunduranlar! Tekrarını 10 kere verseler 10nunuda izleyenler:) Oyunculara aşık olup imza günlerinde çığlık atanlar bayılıp düşenler! Dizi karakterini öz evladı gibi sevenler! Kötü karaktere lanetler yağdıranlar! Zamanınıza acımayıp yıllar boyunca akşam 8de ekrana kitlenen bunu bir sosyal aktivite haline getirenler! Dizide takip etmediği kalmamış gibi oyuncunun özel yaşantısınıda takip eden hastalık derecesine getirenler! Kurgu denen şeyi gerçek zannedenler! Sokakta gördüğü Kıvanç Tatlıtuğ'u Hala Behlül diye seslenenler! Aranızdan hanginiz 500 bin kazanmak istemezki?!*

Halimize ağlasakmı gülsekmi bilmiyorum ama yeni bir yarışma başlıyor ekranlarda . Hayatım dizi!... Fırsatları iyi değerlendiren bir yapım ekibinin ürünü olsa gerek ve eminim insanları yine ekran başına kitlicek. Bir önceki günün soruları forumlarda sayfa sayfa tartılışacak, çekirdek çitlerken karşı komşusunu ekran başında görücek onunla yarışacak insanlar yaratacak. Karısının performansını gören tembel kocanın aklında cin fikirler oluşacak! Karısını elinden tutuğu gibi kanala getirecek ve ona sonsuz destek sağlayacak . Bunları düşündükçe üzülüyor insanoğlu ve düşünüyor...

Aptal Kutusunun Bir Oyunu Bu !!!Hala göremiyormusun bunu?

Cumartesi, Ocak 8

Allianoi’yi Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Koru(ya)madı!

Allianoi Bergama'nın kuzeydoğusunda, Pasa Ilıcası Mevkii’nde yer alan, Helenistik dönemden kalma bir termal, Sağlık Tanrısı Asklepion’un yurdu, Yortanlı Baraj gölet alanının tam ortasında baraj sularının altında kalmaya mahkûm olan antik bir kent!

Çevrecilerin uzun yıllardır baraj altında kalmasını önlemek için mücadele ettikleri şehrin yağış rejimi ve bitki örtüsü ile bağlantılı olarak yaklaşık 40-60 yıl arasında ömrü olduğu düşünülen baraj sularına gömülmesini bilmek üzücü.

9 yıl boyunca Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun değişen kararlarından geçti Allianoi…

Koruma Kurulu kararlarından ilki Allianoi'nin duvarla çevrilmesiydi, iptal kararı alındı. 2001 yılında I. derecede arkeolojik sit alanı ilan edilmişti. Ama bu karar oraya baraj yapılmasını engelliyordu. Korumaya yönelik alternatif projeler ise 'pahalı oldukları' gerekçesiyle hep reddediliyordu. İkinci karar olan gömme kararında ise yürütmeyi durdurma alındı. Karar, kaplıca odalarının kille kapatılıp, suya bırakılması şeklindeydi.



2010 Ağustosta İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu kararında ise kilin yerini kum aldı. Yapılan 3 Akademik Bilim Komisyonunda da kurtulamadı Allianoi. Görünen durum içler acısı! Kazı alanı tamamiyle kumla kaplandı.

Allianoi'nin korunması için Türkiye'de 35 bin imza toplanmış ve Başbakanlığa en çok Allianoi'nin korunması için yazılı başvurular yapılmış. Bildiğimiz bilmediğimiz birçok etkinlikte Allianoi anlatılmıştı. Fakat bütün bunlar sonucu etkileyemedi.

Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun, üzeri kumla kapatılan Allianoi antik kentini sular altında bırakacak Yortanlı Barajı’nın “su tutmasında bir sakınca olmadığına” dair kararına İzmir Barosu Aralık ayında itiraz ettiğini bildirdi. Dava süreçleri devam ederken, Ocak ayında mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi yapılacağına dair ortada bir karar varken barajın su almaya hazır hale getirilmesi, davaların sonucunun beklenilmemesi belli ki bu insanları bir hayli kızdırmıştı. İzmir Barosu durumu “Hukuk devletinde hukuk tanımayan bir uygulamanın örneği” olarak nitelendirmekte.


Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun bölge karar metninde, ‘Allianoi’ kenti olup olmadığının kesinleşmediğine vurgu amacıyla ‘Allianoi (?) Termal Yerleşmesi’ şeklindeki ibarelerin bulunması çevreciler ve duyarlı insanlarca çok tepki topladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bu yeri kabul ederken Çevre ve Orman Bakanlığının böyle bir yer olup olmadığından şüphe duyduklarını okuduk resmi sitelerde gazetelerde vs. Bu konuda duyarlı olan sanatçılara da “siz kendi işinizi yapın biz kendi işimizi” şeklinde haddini bil dercesine karşılıklar verildi.

Orası ister Allianoi olsun ister başka bir yer olsun yapılan kazılarda bulunan Roma köprülerinin dahi sulara gömülmemesi gerekli! Sırf ödenen milyon dolarlar yüzünden böyle yerlerin yok olmasına dur demeliyiz! Böylesi durumlara göz yummamalıyız! Baraj sularına gömülmesi an meselesi olan Allianoi gibi bir çok yer mevcut ülkemizde. Korunamadıkları apaçık ortada! Peki sırada neresi var? Yine baraj sularının altında kalacak olan HASANKEYF olabilir mi sizce?!

Perşembe, Kasım 11

Seninki kaç santim? - Greenpeace


" Böyle devam ederse dünyadaki balık stokları 2050’de tükenecek. Büyük balıkların %90’ı çoktan yakalandı. Toplam balık stoklarının %60’ı çoktan bitti. Balıkların bittiği gün deniz yaşamı da bitecek. Oysa hala zaman var. Büyük balıkların yüzde 10’u hala hayatta, balıkların yüzde 40’ı hala denizlerdeki ekosistemi beslemeye devam ediyor. Bugün yavru balık avını durdurabilirsek yarın herşeyi düzeltebiliriz.


Eyleme katılın! Tarım Bakanlığı’ndan yavru balık satışını engellemesini ve yasal balık boylarını düzenlemesini isteyin. Denizlerden vazgeçmeyin! "

Seninki kaç santim? - Greenpeace


"Seninki kaç santim?" diyerek bir çok insanın dikkatini çekecek gibi - umarım yararlı insanlara ulaşır!

Pazar, Eylül 5

Bi Farklı Geldi İstanbul

Evet bana biraz farklı geldi bugün istanbul... Haftasonu dönüşü feribottan iner inmez farklı bir yerdeydim... Otobüste uçan martıyı bile bir farklı izliyordum nedeni bilinmez... ama bir farklılık farkındalık vardı... Belkide istanbulda değil bendeydi bu... bilinmez kimde ve nerde! Bunun bi önemi varmı? farketmediğin, normal gördüğün herhangi bir şey bugün daha belirgindi... ve o an, orada, onunla aynı yerde aynı zamanda olmak beni iyileştirdi... "iyileştirmek" sadece yaralı yada hastayken kötüden iyiye giden bir süreci dillendirilen bir kelime değildir :)

Aksaray dolaylarında otobüse yaklaşık 1o(on) tane zenci bindi:) tipleri, kılıkları çok güzeldi..çok uyumlulardı..ruhları kıyafetlerindeydi adeta:) tipik zenci... kimisi armalı ceket giymiş altında zımbalı kot, içinde body, kimisi gayet rahat kendinden birkaç beden büyük tshirt, bol pantolonlaydı, şekilli yuvarlak küçük kafasında da kasket vs vs... birbirleriyle şakalaşıp, gülüşüyorlardı... ellerinde Ipod bir parçadan bir parçaya geçiyorlar "hey adamım bunu dinle" edasında paslıyorlardı birbirlerine.. yanıma oturan diğerlerine göre daha açık tenliydi, saçları kıvır kıvır telefon teli gibi dik ve uzun, dokunmamak için zor tutuyordum kendimi...kimse umrunda değildi müziğe kaptırmıştı kendini:) onları izlemek ara ara tebessümlemek güzeldi...

Taksimde otobüsten iner inmezde basma şalvarlı çıpıdık terlikli koyu tenli -ama az önce otobüste bıraktıklarım gibi değil- bir grupla karşılaştım.. kiminiz onlara çingene der, 3 bayan ve sayısız çocuktan oluşan bir gruptu...yürüyorlardı elmadağ yönüne doğru.. grubun arkasından koşturan minacık şalvarlı 3-4 yaşlarında bir çocuk gördüm daha sonra, belli ki bir şeye bakmaktan kendini alamamış gidenleri fark etmemiş son anda birşey olmuşta görmüş telaşıyla eline terliklerini almış koşturuyordu ıslak zeminde peşlerinden ki bugün hava soğuktu istanbulda yağmur yağmış ben gelmeden önce yıkanmıştı sokaklar... "giy o terlikleri şirin şey" demeden alamadım kendimi ama o bunu farkettimi o telaş arasında bilinmez:) gözleri sabitlemiş aradaki mesafeyi kapatma isteği içinde pıtı pıtı gidiverdi oracıkdan:) o an orda olmak güzeldi...

Eve gitmek için otobüs duraklarına yöneldiğimda pazarları dikilitaş-taksim hattının çalışmadığını öğrenmekte güzeldi...:)

Gümüşsuyundan aşşağıya inerken fark edeneniz oldumu bilinmez ama ben şu sıralar sürekli oraya bakıyorum...İtü gümüşsuyu kampüsünün boğaza bakan duvar cephesinin hemen orda derme çatma bir çadır var..boğaz manzaralı ordan burdan topladıklananlarla düzenlenen bir çadır..hatta bayrak dikilmiş bir köşesine! mülksüz yaşarken istanbulun en güzel mekanını yer edinmek çok güzel birşey olsa gerek... hep orda kalanı merak eder, kendisi ile sohbet etmek isterdim... bugün gördüm onu... şansa duraksadık hemen önünde ve uzun uzun bakabilme sansım oldu.. rahatsız olur diye yavaşça girdim iletişim ağına farketti beni oda bakmaya başladı... hiç kötü negatif bir bakış yoktu aksine çok manalıydı.. sonra kendine çeki düzen vermek istedi şapkasını düzeltirken dahi anlamlı bakıyordu... yavaşça gözlerimi çektim tabi burda otobüs şoförününde katkısı vardı... bugün onu görmek biraz düşünmek güzeldi:)

Hiç bitiresim yok aslında bir anda başladım yazmaya bir günlük misali... ama yetmiyor zaman... herşeyide anlatasım var.. tabi burası yeri pek değil gibi :) o yüzden bir kısmı burda diğer bir kısmıda bende kalsın...

Dediğim gibi bugün biraz farklıydı istanbul, farketmediğin normal gördüğün herhangi bir şey bugün daha belirgindi.. yada farkedemediğin...

Bugün güzeldi..eve varana kadar... Peki evden sonrasımı buda bana kalan taraf olsun he ;)

Çarşamba, Temmuz 28

AMBİGRAM


Sultanın biri bir gün tüm vezirlerini toplayıp, bana bir yüzük yaptırın ve üzerine öyle birşey yazdırın ki ona her baktığımda, hüzünlüysem neşeleneyim, neşeliysem hüzünleneyim diye buyurmuş...
Vezirler toplanmışlar dört bir yana haber salmışlar. Sonunda bir gün bir yüzükle sultanın karşısına çıkmışlar, yüzüğü vermişler.
Sultan tamam işte bu demiş...
Yüzüğün üzerinde ;

"Bu da geçer ya hu" yazıyormuş...
Hattatlar bu lafı çok sevmişler ve eserlerinde sıkça kullanmışlar..
Günümüzde bile latin harfleriyle yazılıp, duvarlara asılmıştır.
Örnek yazı ise bir Ambigram'dır. Yani 180 derece cevrildigi zaman bile degismeyen yazidir.

Ambigram aslında çok kullanılan bir yazı türü reklam panolarında tatoolarda rastlamışsınızdır. Gotic işleyişin bir parçasıda diyenler var. Zamanla ambigram bir tür olmaktan çıkıp bir biçim haline gelmiş .Bu durumu resimde kullanan illustratorlerde en akılcıl ürünleri ortaya koymuşlar. Sağda da bunun en bilinen örneği yer almakta.